Beypazarı   Tarihi:

                    Beypazarı Ankara’nın 100 Km batısında, eski Ankara-İstanbul yolu   üzerinde bulunmaktadır. Geçmişte olduğu gibi bugün de Ayaş, Güdül, Nallıhan ve   Kıbrıscık İlçelerinin ortasında sosyal, kültürel ve ekonomik merkez olma   özelliğini korumaktadır.
Anadolu’nun tarihi seyrine baktığımızda,   Beypazarı ilçesine ilk çağda HİTİT, FRİG, GALAT, ROMA, BİZANS, daha sonra da   ANADOLU SELÇUKLU ve OSMANLILAR’ın egemen oldukları görülmektedir.
Beypazarı, Roma döneminde, İstanbul’u Ankara ve Bağdat’a bağlayan önemli   büyük tarihi geçit yolları üzerinde bulunmaktadır. İlk adı LAGANİA’dır. Bilge   UMAR ;ın Türkiye’deki Tarihsel Adları adlı kitabında Lagania’ nın anlatımı   yapılmış veKaya Doruğu Ülkesi’ anlamına geldiği sonucuna varılmıştır.
M.S. 6.yy’ a kadar adı Lagania olan Beypazarı’nın adı bu tarihten sonra   değişmiştir. M.S. 491-518 yılları arasında hüküm süren Doğu Roma (Bizans)   imparatoru Anastasios’un o dönemlerde piskoposluk merkezi olan Lagania’ yı   ziyaretine atfen şehrin adı, Lagania-Anastasiopolis” ( ANASTASİOS   kenti ) olarak değişiyor.

EVLİYA   ÇELEBİNİN SEYAHATNAMESİNDE BEYPAZARI
Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde   (Hicri 1058 Miladi 1638) Beypazarı’ndan şöyle bahseder:
” İlk kurucusunu   bilmiyorum. Fakat ilk fatihi Kütahya beylerinden Germiyanoğlu Yakup Şah’ın   veziri Dinar Hezar’dır. Onun için şehre Germiyan Hezar da derler.
Haftada bir gün güzel süslü bir pazar kurulup, bütün kıymetli eşyalar   bulunur. Halkının uğraşları tiftik keçisi olduğundan, pazarında sof çok satılır.   Müşterisi vardır. Senede bin kantar sof ipliği satılır. Sofu olmaz fakat güzel   mümeyyizi olur. Pazarına her hafta etraf köylerinden 10 bin insan toplanır.
Şehir Anadolu toprağından Engürü sancağı hududunda olup, İstanbul’da kim   Şeyhülislam olursa ona has olur. Padişah hasından ayrılmadır. Müftü tarafından   hakimi subaşısıdır. 150 akçelik kazadır. Senelik kadısına yedi kese gelir   getirir. Damga emini, Sipahi Kethüda yeri ve Yeniçeri Serdarı vardır. Fakat kale   ağası ve neferi yoktur. Kalesi bir dere içinde olup, iki tarafı balık sırtı gibi   kaya üzerindedir. Genişliğini bilmiyorum.


Aşağıda şehir iki geniş dere   içinde olup 20 mahalle 41 mihraptır. Fakat öyle mükellef camileri yoktur. Çarşı   içinde cami güzeldir (Paşa Camii). Hepsi 3060 tane iki katlı evleri vardır.   Duvarları kerpiçtendir. Yüzeyleri tahta ile kaplıdır. Medrese Darulhadis ve   Darulkurrası vardır. Çünkü talebe bilginleri çoktur. Medreseleri kargir   değildir. 70 adet çocuk mektebi vardır. Çocukları gayet temiz ve olgun olup,   700′ ün üzerinde Bir   Şeyhülislamı var ki; bütün bilginler onunla ilmi tartışmaya girmekten   acizdirler. Nakibüleşrafı fadıl değil fakat, gayet cömert bir kimsedir.
Halkının çoğu bilginlerdir. Hepsi renk renk sof giyerler. Türk şehri   olduğundan halkı Oğuz taifesidir. Yani Türk kavmi demenin güzel bir ifadesidir.   Yedi tane hanı vardır. Çarşı içindeki güzel bir han yanmıştır. Hamamları, 600   dükkanı vardır. Çarşıda kasaplar içinden akan dere kenarında hafta pazarı olur.   Dere burada şehrin aşağı tarafından akarak bir nehir vasıtası ile Sakarya’ya   dökülür. Şehir yüksek yerde olduğundan caddeleri kumsalca ve kaldırımsızdır.   Halkı garipsever ve cömert kişilerdir. Kadınları gayet edepli ve akıllı olurlar.

Bağ ve bahçesi çoktur. Bostanlarından bir çeşit kavun olur ki   lezzetinden adamın damağı yarılır. Misk ve hamamber gibi kokusu vardır. Şehir   halkının çoğu bu kavundan zerde pişirir. İçine tarçın ve karanfil korlar.   Muaviye’nin icat ettiği zerdeden tatlı bir zerde olur. Bir çeşit yeşil armudu   olup, yuvarlak olduğu gibi dördü beşi de bir okka gelir. Gayet hoş ve suludur.   İstanbul’a nice bin kutu armudu pamuklar içinde hediye gider. Bu armudun eşini   acem diyarından başka yerde görmedim. Bir çeşit siyah arpası olur ki, gayet   yağlıdır. Ata çok vermekten çekinilmelidir. Sahrasında pirinci olur ki, gayet   pişkindir. Velhasıl etrafı geniş, eşyası ucuz ünlü bir şehirdir. Şeyh İvaz dede   adında bir de türbesi vardır.”

 bey4